Açıklama
Yazarlar daima, bir insan olarak kendi varlığımız ve onu okuyucuya duyumsatacak olgular üzerine yazar. Yazarlık hayatının en az bir döneminde neden yazdığını kendine sormayan bir yazar düşünülemez.
Yaşamda önem verdiğimiz şeylerin farklılığı bizi başkalarından ayırır. Özellikle de söz konusu inançsa.
Hayatın acıları ve sevinçleri karşısında duygulanmak ile, hayatın örneklerini anlamaya çalışmak birbirinin karşısına konulamayacak kadar birbirini tamamlayan eğilimlerdir.
Aşk iki kişiyi konu alsa da, gerçek hayatta rakipli bir yarışma içinde yaşanan üçlü aşkların getirdiği belirsizlikte, âşıkların durumu hiç de kolay değildir ve bu çetrefillilik birçok edebi eserde ortaya çıkar.
Bugün, belediyelerimizin park ve meydanlardaki banklara oturttukları nine, dede, torun heykellerinin aramıza katılması doğallıkla karşılanmakta; şairlerimizin heykelleri parkların içinde dolaşmakta. Onlara dokunuyor, yanlarına oturarak birlikte fotoğraf çektiriyor, onları “herkesin” malı yapıyoruz.




